2012'yi geride bırakıp 2013'ü beklerken ilk başta aslında her zamanki gibi eskiden kurtulma ve yeniye yelken açma hayallerim vardı. yeni umutlar yeşertip, taze heyecanlar ve kıpır kıpır bekleyişler yetiştiriyordum kendi kendime.
fakat sonra bir an, dank etti. 2012 hakkında düşünmeye başlayınca gözden kaçırdığım o çok önemli noktayı görmeye başladım:
neden hep veda? neden yenisine olan heyecan? neden tüm bunlar eskiye olan sevgiyi ve eskinin güzelliğini bastırsın ki? koskoca bir yıl geçti. ve üstelik uzun zamandır yaşamadığım kadar bereket dolu, başarılı ve güzel anılarla doluydu. neden bunlar da değerli olmasın ki?
erasmusa gidişim... her şey onunla başladı zaten. hayatıma açılan birçok güzel kapının başlangıç yoluydu erasmus adeta. orada tanıştığım insanlar, gezdiğim yerler, eğlendiğim her bir dakika, döndükten sonra görüştüğüm arkadaşlarım ve 6 ayda kurduğum dostluklar.. kendi ayaklarım üstünde durma çabam, sendelemelerim ama her seferinde bir şekilde iki ayağım üstüne yeniden sağlam basmalarım...
döndükten sonra ailemle bir arada olduğumuz her bir an. özlem ve kavuşmak filleri hiç bu kadar derinden dahil olmamıştı hayatıma.
sonra okulumun son senesi.. acı da olsa edindiğim bazı deneyimler, öğrendiğim gerçekler. hiç bitmez dediğiniz şeylerin sallanmaya başlaması aslında karakteriniz hakkında daha çok fikir verir size. sallana sallana kopup giden şeylerin benden bir şey götüremeyeceğini aksine, benim kişisel gelişimime çok büyük katkıda bulunduklarını tecrübeyle onaylamaya başladığım mesela. acı verse de olgunlaştığımı fark ettim; sabrımın sınırlarında dolaşıp öfkemi kontrol edebilmeyi öğrendim. gitmesi gerekenlere güle güle demenin, en az yeni gelenlere kucak açmak kadar olağan olduğunu keşfettim. her biri ayrı bir deneyim oldu bana. her birinin ayrı bir hatırası/emeği var üzerimde.
ve 6 senelik okul hayatıma ek olarak bambaşka bir yenilik yaşadım ardından: ciddi anlamda ilk iş hayatı ile karşılaşmak. zorlukların böyle güzel heyecanlar ve sevinçler getirdiğine bir defa daha inanmak... çalışmak, başarmak ve kazanmak...
2012'nin hatıraları bana hepsi. ayrı ayrı seviyorum her birini. büyük sevinçlerde ayağım yerden kopmazsa, büyük üzüntülerde de yıkılmayacağımı öğrendim 2012'de. eksik olan bir dersimi tamamladım hayata dair.
artık daha hazırım 2013'ün karşısında... daha umutluyum.
işte bu yüzden, yeni gelen yıldan çok gideni uğurladım dün gece.
2012 bana çok uğurlu geldin, teşekkür ederim :)
1 Ocak 2013 Salı
22 Kasım 2012 Perşembe
merdiven.
bir kapı ve de birkaç merdiven
birkaç komşu, selam sabah adetten..
çok mu zor dönmesi en beklenen?
Yalın'ın en son albümünde yer alan ve benim yeni keşfettiğim bir şahaser!
alıp uzaklara götürsün diye her seferinde hevesle ve yeni baştan dinlediğim şarkı..
başka diyarlara, başka insanlara sürükleyen sözler, rahatlatan gevşeten hafif bir melodi..
dinledikçe kaçınılası o soruyu sormadan edemiyor insan:
sahi, gerçekten çok mu zor gelmesi en beklenen?
1 Kasım 2012 Perşembe
cold cold world
bugünkü keşfim bu şarkı! bu öğlen saatlerinde boş bir anımda internette rastlaştığım harika ötesi, insana huzur veren bir parça!
mentalist'in 5.sezonunda çaldığı söylendiği için başa dönüp son sezon bölümlerinin hepsini teker teker dinleyip bu şarkının geçtiği anı bulasım ve bu şarkıyı patrick jane ile tekrar dinleyesim var!
ilk dinleyişte aşık oldum resmen!
20 Ekim 2012 Cumartesi
beyoğlu sahaf festivali
yaklaşık 1 ay önce gittiğim, odakule'nin arkasında geniş bir arazide kurulan 6. Beyoğlu Sahaf Festivali'nin bende çok güzel etkileri oldu.
bir sinema çıkışı 2 arkadaşımla birlikte gittiğim festivalden sonra uzun süre nostaljik esintilerden kurtulamadım. her daim nostalji ile yaşayan ve eskiye dair ne varsa seven/özleyen biri olarak sahaflar zaten olmayı en çok istediğim yerlerden biri. ve hepsini bir arada görüp kendimi geçmişin tozları arasından kurtaramayınca da uzun süreli bir mutluluk sardı beni.
orada ne kadar kitap, dergi varsa hepsine dokunmak, sayfalarını koklamak istedim ve aralarından hoşuma giden birkaç kitabı da alıp artık kendime hayatıma kattım.
fakat beni en çok etkileyen aldığım kitaplardan ziyade, her sahafta mutlaka büyük bir heyecanla aradığım eski kartpostallar ve fotoğraflar oldu. kimbilir kim tarafından ailesine yazılmış bir mektup ve çoook eski zamanlardan kalma bir ilkokul fotoğrafı da başka diyarlardan gelip benim odamda varlıklarını sürdürüyor şu an.
29 Eylül 2012 Cumartesi
to rome with love
![]() |
| Filmin yönetmen, senarist ve oyuncusu Woody Allen. |
Güzel bir cumartesi
akşamı Caddebostan’da heyecanla izlemeye gittiğim, Midnight
in Paris’ten sonra sabırsızlıkla beklediğim Woody Allen filmi..
Film son derece tatlı bir
melodi ile başladı. Duyduğunuz andan itibaren ona eşlik etme hissi yaratacak,
hoş bir melodi... Derken, Roma’dan biraz görüntüler, Forum, Colleseum, Aşk Çeşmesi
ve İspanyol Merdivenleri ve daha nice küçük, tatlı ara sokaklar ve karakterler…
Filmde tek bir konu işlenmemiş
de, 4 ayrı koldan ilerlenmiş. O karakterlerin yaşamlarına birer kapı aralanmış.
Her biri kendi içinde eğlenceli güzel samimi hikayeler oluşmuş. Tüm bunlarla
birlikte çok beğendiğim Roma ve kulağa hoş gelen cezbedici müzikler de olunca muhteşem
bir 2 saat yaşamış oldum.
Benim en sevdiğim hikaye
ise Amerika’dan gelip İtalyan bir avukata aşık olan Alison ve onun ailesinin
hikayesi oldu. Woody Allen’ın kızın
babasını canlandırdığı bu bölümler çok samimi ve bol kahkahalı olmuş. Özellikle
duştaki şarkı söyleme sahneleri :)
Ayrıca Jack, Sally ve
Monica arasında geçen aşk üçgeni de, filmde işlenişi açısından ilginç olmuş
bence.
Ama filmdeki en eğlenceli
rol ise bir hayat kadınını canlandıran Penelope
Cruz’un Anna rolüydü bana kalırsa. Bu filmde ayrı bir hayranlık duydum
kendisine. Çok eğlenceli, komik, rahat bir karakter yaratmış Cruz.
Roma’da gezdiğim
sokakları ve yemek yediğim yerleri, dilek tuttuğum çeşmeyi bana özleten bu
film, bence en az Midnight in Paris
kadar güzeldi. Onun kadar nostaljik bir Paris havasında olmasa da, eğlenceli
bir Roma esintisi yaşattı. Film bittiğinde salondan çıkasım gelmedi ve ennn
kısa sürede Vicky Cristina Barcelona’yı
da izleyip, bu eksikliğimi telafi etmeye karar verdim.
Ne diyelim, herkesin
söylediği gibi, sıra İstanbul’da
olmalı bence de!
12 Ağustos 2012 Pazar
erasmus'un ardından..
aylaaar aylar öncesinden heveslenmeye, hayallerini kurmaya başladığım; yaklaştıkça gözümde daha çok devleşen, beni heyecanlandıran "Erasmus Macera'm" en nihayetinde son buldu. hangi ara başladı, hangi ara bitti.. o aralarda neler oldu, nasıl bu kadar hızlı geçti bilemiyorum.. tek bildiğim ilk bir-iki ayki alışma evresini atlattıktan sonra her şeyin bir anda olup bittiği.
"güzel insanlarla geçen güzel 5 ay" diye tek cümleyle özetleyebileceğim bir anı olarak kaldı ben de. her ne kadar gittiğiniz şehir ya da ülke dünyadaki cennet olmasa da, ya da sürekli karşınıza aşmanız gereken sorunlar çıksa da, Avrupa'da özgürce ve çok ucuza gezmenin ve tek başınıza her gün farklı deneyimler yaşamanızın her şeye bedel olduğu da bir gerçekti elbet :)
kardeşim ve kuzenimin yanıma gelmesiyle ayrı bir şenlikle geçen son hafta, odamı toparlarken gözyaşları ile sonlandı.. arkamda alıştığım bir şeyleri bırakıp gitmenin verdiği hüznün bıraktığı gözyaşları.. her seferinde başıma gelen bir olay bu. ne zamanki alıştığım ve sevdiğim birilerini/bir yerleri/bir şeyleri bırakıp gitmem gerekse ağlarım. uzun uzun ağlarım hem de.. bir kaç damla gözyaşı değildir akan.. ve nitekim de yine öyle oldu.
bavullarıma sığma çabası, odayı terk etme çabası, trene yetişme çabası vs derken gönül rahatlığıyla veda bile edemedim 5 ayımı geçirdiğim şehrime. iyisiyle kötüsüyle derler ya hani, acısıyla tatlısıyla 5 ay boyunca beni sahiplenmişti Liege. Wallon insanlarının sürekli hatalar yapmalarını, pis sokaklarını ve açmayan güneşini bir kenara bırakırsak ordan dönmeyi istemedim bile diyebilirim bir an için..
ama döndüğümde beni karşılayan ailem ve muhteşem Türk Mutfağı ile en kısa sürede İstanbul'a adaptasyon sağladım. insanın geri geldiğinde onu kucaklayan ailesi, sevdikleri, arkadaşları olması şahane bir duygu!
bu gidip gelmeler zor da olsa, onlarsız hayat daha az renkli olurdu eminim.
aslında her veda ve her kavuşma bir renk katıyor hayatımıza, öyle değil mi?
her kazandığımız ve kaybettiğimiz gökkuşağının bir parçası...
öyleyse bitene ve gidene veda edip, geçmişimize takılmayıp, her şeye yeni bir başlangıç yapabiliriz artık..
daha renkli bir hayat için!
10 Haziran 2012 Pazar
bazen.
bazen sadece, başını omzuna yaslayıp "seni özledim" diyebilecek birine ihtiyaç duyuyor insan. "ben de" denilmesine bile gerek duymadan...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




